25 May

Gençleri Anlamak

“Çocuk Olarak Kalmak Zorunda Bırakılan Gençler”

Gençlik çağlarımı 1985-95 yılları arasında yaşayan 50 yaşına varmış bir yetişkin olarak hayattaki yarım yüz yılı tamamladım. Şu an 19 yaşında bir kızım 21 yaşında bir oğlum var. Onlarla baş başa kaldığımda gençleri anlamak istiyorum. Aynı zamanda 10-15 civarında gençle değişik aralıklarla danışan-danışman ilişkisini devam ettiren bir psikolojik danışman olarak çalışmalarıma da devam ettiriyorum.

Gençlerin izlediklerini çocuklarımla izleyerek, okuduklarını onların ağzından dinleyerek, sorunlarını da danışanlarımda anlamaya çalışarak onlara temas etmeye çalışıyorum. Onları biraz özetlemek ve onlarla ilgili burada bazı çözüm önerileri sunmak istiyorum.

Öncelikle gençler nelerden bahsediyor, sorun olarak onların önünde neler var. Çözüm önerileri olarak onlarsız onlara ne çözümler sunuluyor. Öncelikle onlarsız onlara çözüm önerileri sunulmasından çok rahatsızlar. Dinlenmediklerini ve dinlenirken de cevaplar hazır olarak dinlendiklerini düşünüyorum. Hal ve hatırları sorulurken bile sonrasındaki sorulara hazırlık yapılarak sorulduğu düşüncesindeyim.

Bununla birlikte geleceğin yetişkinleri değil de sürekli “Ebeveyn Benlik Durumu “nu tatmin etmeye çalışan yetişkinler olarak onlarla iletişim kurulmaya çalışılmasından da çok rahatsız olduklarını da burada dile getirmek isterim. Onları birer yetişkin adayı görmemek ve onlarla paylaşım düzeyini yaşama yerine, nasihat formunu tercihe ederek iletişim kurmaya çalışmanın çok yukardan bir bakış olduğunu söylemek isterim.

Birçok anne baba ile çocukları üzerinden danışmanlık süreçlerini ele alırken; hep bagaj ile onlara yanaştıklarını gözlemliyorum. Ya çok koruyucu kollayıcı ya da baskıcı özgürlükleri kısıtlayıcı bir iletişim tarzını benimsiyorlar. Bu durum ya ergenleşen gençlerin olgunlaşamamasına yanı sıra da sorumluluk alamamasına sebep olmaktadır. “Çocuk olarak kalmak zorumda bırakılan gençler” durumu önümüze çıkmaktadır. Hele de çocuk sayılarını hızla azaldığı 2000’leri ele alırsak elde olan 1-2 çocukta, el bebek gül bebek yetiştirilmiş ve gerçek dünyadan uzaklaştırılmış olmaktadır.

Eğitim hayatına gelince akademik başarı her şeyin belirleyicisi olmuştur. Spor, sanat, kültür, edebiyat, hobiler ve eğlenceler hayatın çok uzağında kalmış sadece sınavlara hazırlık düzleminde işleyen bir formasyona dönüşmüştür. 5. Sınıftan itibaren liselere giriş sınavlarına, 9.sınıftan itibaren de üniversite sınavlarını hazırlanmak durumunda kalan çocuklar ve gençler hayatlarında bir plan ve program olmadığı için bu süreci hep sıkıntılı geçirmek durumunda kalmaktadır. Aileler de baskı ile bu süreci yönetirken, gençlerde son 1-2 yıla sıkıştırarak stresli bir dönem yaşamalarına sebep olmaktadır. Önerim; öncelikle kültür, sanat, spor, müzik ve hobilerle renklendirilmiş bir hayatın içinde zaman yönetimini algılamış gençler yetiştirerek erken dönem kariyer hayatlarına sağlıklı bir şekilde hazırlanmalıdır. Salmadan ve sıkıştırmadan dengeli olmayı şimdiden kavratılmalıdır. Aileler bu dönemde fazlasıyla uzman desteğini yanlarına almalı ve okul-aile iş birliğine önem verirken okul dışı faaliyetleri de göz önünde tutmalıdır. Hayatı bir bütün olarak değerlendirmeli, sosyal hayat-aile ve eğitim hayatını eş zamanlı olarak çocukları ile koordine etmelidir.

Burada unutulmamalıdır; anne babanın iş hayatını her şeyin önünde tutması, çocukların ihmal edilmesine ve sonrasında da zor toparlanılmasına sebep olmaktadır. Kayıp yıllar olarak daha sonradan karşımıza çıkmaktadır. Ya annenin ya da babanın sadece takip etmesi doğru değildir. Bir iş birliği ve aile toplantılarıyla planlanmış bir süreç olmalıdır.

Çocukların ve gençlerin kişilik gelişimlerinin de fazlasıyla belirdiği bir dönem olduğu için 12-20 yaşları, onu baskılamadan ve  “kişilik terörüne” maruz bırakmadan kendisi olmasına zemin hazırlanmalıdır. Öncelikle kendini tanıma ve hayata kendi penceresinden bakma çabası desteklenmeli, ihtiyaç duyduğunda yanında-yakınında olunduğu bilgisi onlarla paylaşılmalıdır.

Kişilik terörü; aile bulunan yetişkinlerin çocukları üzerinde kişiliklerinin baskısını oluşturmalarıdır. Burada kendileri gibi düşünmeleri, hayatı ve sıkıntıları kendilerinin baktığı pencereden bakarak dünyayı algılamalarına zorlamaları şeklinde olmaktadır. Kendi olmasına müsaade edilmemesi halidir. Bu sürecin yeme-içme, giyinme-kuşanma, eğlenme ve dinlenme süreçlerinde karşımıza çıktığı gibi meslek seçimi ve çalışma alanlarının tercihlerine kadar etki etmektedir.

Bir de gençlerin yaptığı hataların sürekli onların karşısına çıkarılması ve sürekli o gözlükle bakılmaya çalışılması onları fazlasıyla onları yormaktadır. Özellikle lise çağlarında veya üniversiteye hazırlık süreçlerinde baş edemedikleri o süreçleri önlerin sürerek bazı imkanlardan yoksun bırakma şeklinde ortaya çıkan bu durumlar, gençlerle ailelerin arasının kapanmaz bir şekilde açılmasına sebep olmaktadır. Hele de “ekonomik şiddetin” gençler üzerinde uygulanması ve bir baskılama ve kontrol aracı olarak tercih edilmesi kapanmaz yaraların açılmasına sebep olacaktır. Bunun yanı sıra varsa ailede diğer küçük kardeşler, “sen sakın abin/ablan gibi olma” ailenin cici çocuğu ol şeklinde kardeşler arası ilişkilerinde bozulmasına sebep olacaktır.

Anne baba arasındaki ilişki tarzının çocuğun/gencin kişilik gelişiminde çok önemli olduğunu düşünürsek buna da ebeveynler çok dikkat etmelidir. Çocuklarının yanında tartışma, kavga etme ve hesaplaşma gibi gündemleri konuşan ebeveynler aile ortamının gergin olmasına ve gergin kalmasına katkı üretecektir. Bu durumda eşleri ilişkilerini kurgularken çocuklarının yetişmesine de katkı sağlayacak şekilde süreci yürütmelidir.

Anne ve babaların gençleri anlamaları ve onlarla da yaşayabilmeleri için onlara yaşam alanları oluşturmalı ve sorumluluk alanlarıyla da onların yetişmesine katkı sağlamalıdır. Kendi evleri, kendi odaları, kendi paraları, kendi kendileri olmaları için fırsatlar oluşturulmalıdır. Üniversite çağına gelmiş bir öğrencinin veya gencin iş ve arkadaş tercihleri noktasında onların tercihlerini dinlemeli ve onlar tavsiye istediklerinde sürece dahil olmak için yakınlarda olduğu hissi onlara verilmelidir.

Kariyer hedefleri ve iş hayatlarına hazırlıkları noktasında da gençleri araştırma yapması birçok dosya oluşturması, akademik kariyerleri yüksek lisans-doktora düzeyinde tamamlamaları ve yurt dışı tecrübelerin kazanılması için vasat hazırlıkları yapılmalıdır.

Bu yazımda bazen ailelere bazen de gençlere seslendim. Aile birlikteliğine bir aile danışmanı olarak çok önem veriyorum. Oyun bağımlılığı, zararlı maddeler bağımlılığı, sosyal medya ve internet bağımlılığının da ailelerin ve gençlerin bu dönemde en çok uğraştığı sorunlar olduğu burada dile getirmeden geçemeyeceğim. Bu konuda sadece gençler değil yetişkinlerde de bağımlılık durumları karşımıza çıkmaktadır. Bu durum aile bağlarını zayıflatma ve bireyleri yalnızlığa itmektedir. Başarısızlık, asosyallik ve psikolojik iyi oluş halini kaybetmenin yanı sıra genel sağlıkta tehlike altındadır. Tez zamanda aileler çekirdek aile bazında bu konuda çalışmalar başlatmalı ve aile içi iletişimi geliştirerek profesyonel destekler almalıdır.

Toparlayacak olursak; çekirdek ailenin sayısının çok olduğu, tek ebeveynli ailelerin sayılarının arttığı, ekonomik ve sosyal şartların değişkenlik gösterdiği zamanımızda ailelerin hem profesyonel yardım almaları hem de kendilerini tüm aile bireyleriyle beraber yetiştirmelerini öneriyorum. Okumak, izlemek ve dinlemek şeklinde yaygın eğitimle bu süreç besleneceği gibi kurs, seminer ve konferanslarla aile ve gençler desteklenmelidir.

Psikolojik Danışman ve Aile Danışmanı

Dr. Abdulrezzak ÇİL